Kötü Anılarımıza Sarılarak Kendimize Nasıl İşkence Ederiz?

Bir taşın üzerine damlayan suyun taşı oyabildiğini farkeden Çinliler bunu bir işkence modeline dönüştürmüşler. Daha sonra dünyanın bir çok farklı bölgeleri tarafından da bu işkence modeli kullanılmış.

Kişiyi hiç kimsenin olmadığı bir odada kıpırdayamayacağı bir tahta düzeneğe yerleştirdikten sonra başlarını tıraş ederlermiş. Düzeneği tam da alınlarına suyun damlayacağı şekilde hazırlarlarmış. Suyun damlama sürelerinin birbirinden uzaklığı rutin olmaz, tahmin edilemeyecek aralıklarla damlaması sağlanırmış. İşkence edilen kişinin uyumaması hedeflenirmiş. Bu şekilde kişi günlerce başka hiç bir ses duymadan elleri ayakları bağlı kımıldayamaz şekilde suyun alnına değiş sesine mağruz kalarak delirtilirmiş. MythBuster adlı program aracılığı ile de bu işkence modelinin püf noktası olan su damlacıklarının rastgele damlayarak kişiyi büyük bir strese sokması ile aklını kaçırmasına neden olabileceği kanıtlanmıştır.

‘’ Zaman, çevremizi oluşturan üç boyutlu mekan kordinasyonlarına ilave olarak dördüncü boyutu oluşturan fiziksel bir boyutun adıdır.’’ Peki biliyor muydunuz bilinçaltımızın zaman algısı yoktur. Tabiki gökyüzüne bakıp havanın rengine göre saatin kaç olabileceğini tahmin edebiliyoruz. Ancak acaba biz bir anımızı düşündüğümüzde sizce ne oluyor? Beyinde bilinçaltımız her hangi bir anımızı hayal ettiğinde o anı sanki şimdi yaşıyormuşuz gibi algılıyor. Düşüncelerimiz ise duyguya dönüşüyor. Duygularımız davranışlarımızı, davranışlarımız ise hayatımızı etkiliyor. Yani bu demek oluyor ki biz her kötü anımızı aklımıza getirdiğimizde bilinçatımız ile beynimizde bir oyun oynuyoruz.. Beynimiz ise bu düşünceyi bize duygu olarak geri döndürdünde ise biz kendimizi bir dilemmanın içinde buluyoruz.

Söylesenize kötü anılar deposundan ansızın su yüzüne çıkardığımız içimizi ölesiye acıtan anımız ile işkence odasında ne zaman alnına o su damlasının çarpacağını bilmeden çaresizce bekleyen kişi arasındaki benzerlik akıllara durgunluk yaşatmıyor mu? Belirli aralıklarka çıka geliyorlar. Acıtıyorlar. Özellike bu anıyı düşünmenin kendimize ekolojik olarak fayda sağlamadığını varsayacak olursak bizde kendi kendimize işkence etmiş olmuyor muyuz? Birinde işkence bizim dışımızda bir başkası tarafından bize zarar vermek adına uygulanıyorken bir diğerinde kendi kendimize farketmeden işkence etmiş oluyoruz.

Günaydınlarımızı her yeni günün sabahı pempe balonlarla dolu bir odanın içinde gözlerimizi açarak yaşayamıyoruz kuşkusuz. Hayat her zaman kolay değil. Zorlanıyoruz, zorluyoruz. Bazen tatlı bazen acı anılar biriktiriyoruz.

Ancak bu yazıyı okuduğunuza göre artık farkındasınız. Gerçeği bilince özgür kılınır insan. Sizde beynimizin düşüncelerimiz üzerinde zaman algısınının olmayışını artık bildiğinize ve her düşündüğünüz kötü anınızın ona paralel bir duyguya dönüşüyor olduğunu bildiğinize göre, kendinize kötü anınıza sarılarak işkence etmemeyi seçin. İşkence odasında elleri bağlı olmadığınızı kendinize hatırlatarak insiyatifinizi kullanarak kendinizi sevin . Size zarar veren anılarınızla son bir kez vedalaşın ve onları var olmaları gereken ana geçmişe bırakın.